Ali Özdemir - Merkez Medya

HÜDA PAR Milletvekili Demir’den çağrı: Sumud Filosu'na askeri destek sağlanmalıdır

HÜDA PAR Milletvekili Şahzade Demir, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında Gazze ablukasını kırmak için yola çıkan Küresel Sumud Filosu'na Türkiye'nin koruma desteği vermesi çağrısında bulundu.

22 Nis 2026 - 17:00 YAYINLANMA
0 GÖSTERİM

HÜDA PAR Gaziantep Milletvekili Demir, Meclis'te basın toplantısı düzenledi. Demir, aile kurumunun korunması, çocuklardaki şiddet eğiliminin sosyolojik altyapısı, siyonist rejimin BM üyeliğinin askıya alınması, Lübnan'daki ateşkes süreci ve Küresel Sumud Filosu'nun korunması konularında değerlendirmelerde bulundu.

Toplumun temel taşı olan ailenin büyük bir tehlike altında olduğuna dikkat çeken Demir, "Yaşanan acı hadiseler, aile kurumunun kırılgan bir yapıya dönüştüğünü ve fertler arasındaki bağların zayıfladığını göstermektedir. Aile kurumuna küresel ölçekte yapılan sistematik saldırılara karşı güçlü ve kalıcı tedbirler alınması zorunludur. Bu kapsamda, ailelere danışmanlık hizmeti sunmak ve boşanma aşamasına gelen eşler arasında uzlaşma sağlamak amacıyla Diyanet’e bağlı Aile Rehberlik büroları daha etkin hale getirilmelidir. Anlaşmazlıklar yargıya taşınmadan önce bu mekanizmalar aracılığıyla çözülebilmeli; tarafların birlikte ele alındığı adil bir yaklaşımla aile birliği korunmalıdır. Sağlıklı ve ahlaklı nesillerin yetişmesi, huzurlu bir aile ortamına bağlıdır." ifadelerini kullandı.

“Süresiz nafaka uygulamasına son verilmelidir”

Medyadaki yozlaşmaya ve nafaka mağduriyetlerine de değinen Demir, "Evlenip boşanmayı, ticari bir kazanç aracı haline getirmeyi amaçlayan kimseler tarafından istismar edilen süresiz nafaka uygulamasına son verilmelidir. Kitle iletişim araçlarında aileyi değersizleştiren, eşler arasındaki bağı zayıflatan, çocuk sahibi olmayı özgürlüğü kısıtlayan gereksiz bir yük gibi gösteren ve çocuklarla ebeveynler arasındaki ilişkiyi olumsuz etkileyen yayınlar yasaklanmalıdır. Aile, karşılıklı sorumluluk ve dayanışma ile varlığını sürdürür; bu dengeyi zedeleyen yaklaşımlar yerine, aile içi hak ve yükümlülükleri güçlendiren içerikler teşvik edilmelidir." şeklinde konuştu.

"Kariyer odaklı hayat, çocukların ahlaki ve sosyal gelişimini geri planda bırakıyor"

Çocuklarda giderek artan şiddet eğiliminin, ailedeki manevi eksiklik ve iletişimsizlikten kaynaklandığını ifade eden Demir, sözlerine şöyle devam etti:

"Çocuklarda şiddet eğilimi önemli bir toplumsal sorundur; ancak doğru tespit ve kararlı uygulamalarla önlenebilir. Bu noktada aile, çocuğun kişilik gelişiminin temelini oluşturan en güvenli ortamdır. Aile içinde kurulan sevgi dili ve sağlıklı iletişim; empati, merhamet, adalet duygusu ve toplumsal sorumluluk bilincinin gelişmesini sağlar. Manevi değerlerin kazandırılmasında aile ortamı önemli bir rol üstlenmekte ve belirleyici olmaktadır. Bu güvenli ortamın eksikliği ise çocuklarda duygusal boşluk, saldırganlık, akran zorbalığı, davranış bozukluğu, madde veya ekran bağımlılığı ve şiddet eğilimleri gibi ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Günümüzde bazı ailelerde çocuğun eğitimi yalnızca ekonomik başarı aracı olarak görülmekte, bu durum ahlaki ve sosyal gelişimin geri planda kalmasına neden olmaktadır.”

“Ailelerin bilinçlendirilmesine yönelik destekleyici çalışmalar da artırılmalı”

“Ebeveynlerin yüksek beklentileri çocukların ihtiyaç duyduğu ilgi ve rehberliğin ihmal edilmesine yol açabilmektedir." diyen Demir, “Sağlıklı nesillerin yetişmesi için aile içinde dengeli bir iletişim kurulması, çocuklara sınırlar ve sorumluluk bilinci kazandırılması, sosyal ve dijital çevrelerinin takip edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte ailelerin bilinçlendirilmesine yönelik kamusal destekleyici çalışmalar da artırılmalıdır.” şeklinde konuştu.

"Siyonist rejimin BM üyeliği askıya alınmalı"

Filistin, Lübnan ve Suriye topraklarında terör estiren siyonist rejime karşı uluslararası toplumun sessizliğini sert bir dille eleştiren Demir, "Uluslararası toplum, siyonist terör rejiminin Filistin, Lübnan ve Suriye topraklarında sistematik bir şekilde yürüttüğü etnik temizlik ve hukuk tanımaz saldırganlığına karşı artık somut adımlar atmak zorundadır. BM kararlarını ve uluslararası hukuku açıkça çiğneyen bu işgalci rejimin üyeliğinin askıya alınması ve resmen 'işgalci güç' olarak tanımlanması, adaletin tesisi için bir zarurettir. İşgal rejimi, sadece bölge barışını değil, küresel güvenliği tehdit eden yayılmacı politikaları ile insanlık vicdanında onarılmaz yaralar açmıştır. Mevcut durumun devam etmesi, uluslararası hukukun tamamen işlevsizleşmesi ve küresel bir kaosun kapılarının aralanması anlamına gelecektir. Bu nedenle işgal rejimi cebren silahsızlandırılmalı ve ona silah ve finansman sağlayan ülkelere yönelik ağır yaptırımlar uygulanmalıdır." dedi.

"Terör şebekesi, küresel güç dengeleri değiştiğinde geri çekilmek zorunda kalmıştır"

Siyonist işgal rejimi ile Lübnan arasında sağlanan ateşkes sürecinin perde arkasına dikkat çeken Demir, "Lübnan ve siyonist işgal rejimi arasındaki son ateşkes süreci, İran’ın Hürmüz Boğazı kartını masaya sürmesiyle ABD’nin köşeye sıkışmasının bir sonucudur. ABD’nin siyonist rejime verdiği ültimatom, bölgedeki enerji koridorlarının ve küresel ekonomik çıkarların sarsılmasından duyulan korkunun açık bir tezahürüdür. Bu durum, siyonist rejimin bugüne kadar yürüttüğü her türlü soykırım, işgal ve terör faaliyetinin bizzat ABD’nin stratejik onayı ve lojistik desteğiyle gerçekleştiğini de tartışmasız bir şekilde kanıtlamıştır. Emperyalist güçlerin izni ve yardımı olmadan adım atamayan bu terör şebekesi, küresel güç dengeleri değiştiğinde geri çekilmek zorunda kalmıştır. Öte yandan siyonist işgal rejimi, ateşkese rağmen saldırılara devam etmekte ve yeni işgal planlarını devreye sokmaya çalışmaktadır." şeklinde konuştu.

“İşgal rejimi sivillerin geri dönüşünü engellemektedir”

Güney Lübnan'da oynanan demografik oyuna da dikkat çeken Demir, " Gazze’de fiili bir işgal ve ilhaka dönüşen “sarı hat” uygulaması, şimdi Lübnan’ın güneyine taşınmak istenmektedir. İşgal rejimi, sürgün tehditleri ile boşalttığı ve işgal ettiği sınır köyleri ve beldelerini yıkmaya devam etmekte ve sivillerin geri dönüşünü engellemektedir. Bu işgal girişimi, sahadaki demografik yapıyı dönüştürmeyi hedefleyen yeni bir dayatma olarak görülmelidir. “Geçici güvenlik hattı” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılan bu model, sivillerin hayat alanlarını tahrip ederek geri dönüşleri engelleyen ve işgali zamana yayarak kalıcılaştıran bir stratejiye işaret etmektedir. Lübnan’da gündeme getirilen hattın, bölgesel dengeleri değiştirmeye dönük sistematik bir planın parçası olduğu açık olup uluslararası toplumun bu oldu-bittiye karşı net bir tutum alması gerekir." dedi.

"Türkiye, Küresel Sumud Filosu’na aktif ve askeri koruma desteği vermelidir"

Son olarak Gazze ablukasını delmek için yola çıkan sivil inisiyatiflere destek çağrısında bulunan Demir, Türkiye'nin tarihi sorumluluğunu hatırlatarak, “Siyonist rejimin Gazze üzerindeki insanlık dışı ablukasını kırmak amacıyla vicdan sahibi sivil toplum kuruluşları ve aktivistlerce başlatılan Küresel Sumud Filosu ikinci seferine başladı. Filoya katılan kararlı aktivistler, insanlık vicdanının bayraktarlığını yapmaktadır. Ancak bu filonun, siyonist rejimin bilinen saldırganlığı ve korsan müdahaleleriyle karşı karşıya kalması durumunda, uluslararası sistemin varlık sebebi ciddi şekilde sorgulanacaktır. Sivil filonun korunması için donanma desteği sağlanması, sadece halkların değil devletlerin de bu soykırım ve işgale karşı ortak bir irade beyanı olacaktır. Bu kapsamda, bölgedeki tarihsel sorumluluğumuz ve 'mazlumların hamisi olma iddiasının' bir gereği olarak, Türkiye’nin Küresel Sumud Filosu’na aktif ve askeri koruma desteği vererek işgalci rejime karşı net bir duruş sergilemesini ve insani yardım koridorunu güvence altına almasını talep ediyoruz." çağrısında bulundu.

 

Kaynak :
İLKHA

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: