HÜDA PAR: Kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testi zorunlu olmalı

HÜDA PAR, uyuşturucu ile mücadelenin çok boyutlu sosyal bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testinin zorunlu hâle getirilmesi ve mevcut personele de periyodik taramalar yapılması çağrısında bulundu.

10 Eyl 2026 - 15:50 YAYINLANMA
0 GÖSTERİM
HÜDA PAR: Kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testi zorunlu olmalı

HÜDA PAR Genel Merkezi tarafından yayımlanan haftalık gündem değerlendirmesinde; toplumsal huzuru, aileyi ve gençliğin geleceğini tehdit eden uyuşturucu tehlikesine karşı çok boyutlu bir mücadele yürütülmesi gerektiği vurgulandı.

HÜDA PAR’ın yayımladığı gündem değerlendirmesinde, kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testinin zorunlu hâle getirilmesi, TÜİK’in Ağustos 2026 verileri, dar gelirli vatandaşların geçim mücadelesi ve tarım sektöründe yaşanan yapısal sorunlar, infaz düzenlemesi, özel hastanelerin fahiş ücret ve gereksiz tetkiklerle vatandaşı mağdur etmesi ile sezaryen doğum oranlarındaki artış konuları ele alındı.

Dış gündeme dair ise siyonist işgal rejiminin Gazze ve Batı Şeria’daki sistematik yıkımları, sözde “Barış Kurulu” adına görevlendirilen Tony Blair üzerinden yürütülen “Filistin ismini silme” diplomatik oyunları ile ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Türkiye dâhil bölge ülkelerinin “İran'a bedel ödetmede ABD'ye yardım ettiği” yönündeki iddialarına dair değerlendirmelerde bulunuldu.

“Uyuşturucu; toplumsal huzuru ve geleceğimizi tehdit ediyor”

Uyuşturucuyla mücadelenin yalnızca güvenlik güçlerinin sorumluluğuna bırakılamayacak kadar büyük bir mesele olduğu belirtilen değerlendirmede, “Uyuşturucu; bireylerin yanı sıra aileyi, gençliği, toplumsal huzuru ve geleceğimizi tehdit eden en büyük sosyal tehlikelerden biridir. Bu nedenle uyuşturucuyla mücadele, yalnızca güvenlik güçlerinin sorumluluğuna bırakılmayacak kadar önemli ve çok boyutlu bir meseledir.” denildi.

“Kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testi zorunlu olmalı”

Ankara Keçiören Belediyesinin, gönüllülük esasıyla personeline uyuşturucu taraması yaptırmasının, kamu kurumlarının da bu tehdide karşı sorumluluk üstlenmesi gerektiğini göstermesi bakımından dikkat çekici bir adım olduğuna işaret edilen değerlendirmede, “Bu kapsamda, kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testi zorunlu olmalı, görev yapan kamu personeli de belirli aralıklarla teste tabi tutulmalıdır. Bu uygulama, uyuşturucu kullanımının önlenmesi ve kamu kurumlarında yaygınlaşmasının engellenmesi açısından önemli bir caydırıcı tedbir olacaktır. Testler bağımsız ve yetkin laboratuvarlarda yapılmalı, pozitif sonuçlar doğrulama testleriyle kesinleştirilmeli, kişisel veriler ve temel haklar korunmalıdır. Alınacak tedbirler hukuki güvenceler çerçevesinde uygulanmalıdır.” ifadeleri yer aldı.

“Bağımlılar topluma kazandırılmalı”

Uyuşturucuyla mücadelenin önemine dikkat çekilen değerlendirmenin devamında, “Uyuşturucuyla mücadelede en önemli iş, başta gençlerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızı uyuşturucu müptelası olmaktan korumaktır. Bütün önleyici tedbirlere rağmen uyuşturucu bağımlısı olanlarla ilgili de tespit, tedavi, rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırma süreçlerini birlikte ele alan güçlü ve bütüncül bir mücadele hayata geçirilmelidir.” ifadelerine yer verildi.

“Uyuşturucu ticaretine karışan kamu görevlilerine ağır yaptırımlar uygulanmalıdır”

Uyuşturucu kullandığı tespit edilen kamu görevlilerinin tedavi süreçleri tamamlanmadan görevlerine devam ettirilmemesi, uyuşturucu ticaretine karışan veya yetkisini bu doğrultuda kullanan kamu görevlilerine ise en ağır yaptırımların uygulanması gerektiği vurgulanan değerlendirmede, “Kamu kurumlarında görev yapanlar bu mücadelenin dışında tutulamaz. Uyuşturucu kullandığı tespit edilenler kamu kurumlarında çalıştırılmamalı, uyuşturucu kullanan kamu görevlileri, gerekli tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini tamamlamadan mevcut görevlerine devam ettirilmemelidir.  Uyuşturucu ticaretine karışan veya görev ve yetkisini kullanarak uyuşturucunun yayılmasına aracılık eden kamu görevlileri hakkında ise daha ağır yaptırımlar uygulanmalıdır.” ifadeleri kullanıldı.

“Başarı ele geçirilen miktarla değil, kurtarılan insan sayısıyla ölçülür”

Değerlendirmenin devamında ise şu ifadelere yer verildi:

“Uyuşturucuyla mücadelede başarı yalnızca operasyon sayısı veya ele geçirilen uyuşturucu miktarıyla değil; uyuşturucudan korunan, tedavi edilen ve yeniden topluma kazandırılan insanlarımızın sayısıyla ölçülmelidir.”

TÜİK’in Ağustos 2026 verileri üzerinden yapılan ekonomik değerlendirmede ise artan gıda enflasyonu ve asgari ücretteki erimeye dikkat çekilerek yasal zorunluluk olan yüzde 1’lik tarımsal destek bütçesinin de eksiksiz uygulanması çağrısında bulunuldu.

“Dar gelirli gıdadan kısmak zorunda kalıyor”

TÜİK’in açıkladığı son verilerin mutfaktaki yangını açıkça ortaya koyduğu belirtilen değerlendirmede, ekonomik sıkıntıların alt gelir grubundaki yansımalarına dikkat çekilerek en düşük gelirli yüzde 20’lik kesimin gıda harcamalarının bütçedeki payının iki yılda yüzde 36’dan yüzde 29,2’ye gerilediği bilgisi paylaşıldı:

“Yıllık enflasyon yüzde 31,51 olurken gıda enflasyonu yüzde 33,79 seviyesine ulaştı. Bu tablo, özellikle asgari ücretli için her ay daha ağır bir geçim mücadelesi anlamına geliyor. Nitekim mevcut verilere göre asgari ücretli, yalnızca ağustos ayında enflasyon karşısında alım gücünde yaklaşık 6 bin 196 lira kaybetti. 28 bin liralık asgari ücretin satın alma gücü, sürekli artan fiyatlar nedeniyle her gün biraz daha eriyor. Daha çarpıcı olan ise düşük gelirli hanelerin gıdadan kısmaya başlamasıdır. En düşük gelirli yüzde 20’lik kesimin gıda harcamalarının bütçedeki payı iki yılda yüzde 36’dan yüzde 29,2’ye geriledi. Bu gerileme, dar gelirlilerin gıdaya daha az ihtiyaç duymasından değil, kira ve temel giderlerin bütçeyi sıkıştırmasından kaynaklanıyor.”

Gıda fiyatlarındaki tırmanışın arkasındaki en temel etkenlerden birinin ise üreticinin yalnız bırakılması olduğu ifade edilerek, “2006 yılında yürürlüğe giren Tarım Kanunu’nun 21. maddesi, tarımsal destekler için bütçeden ayrılacak kaynağın Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 1’inden az olamayacağını hükme bağlamıştır. Ancak Strateji ve Bütçe Başkanlığı raporlarına göre, kanunun yürürlüğe girdiği günden bu yana bu hedefe hiçbir zaman ulaşılamamış ve ayrılan pay sürekli olarak %1’in altında kalmıştır. 2025 yılı Gayrisafi Yurt İçi Hasılası (GSYH) cari fiyatlarla 63 trilyon 20 milyar 906 milyon TL olarak gerçekleşmiştir. 2025 yılı bütçesinde ilk etapta 135 milyar TL olarak belirlenen tarımsal destekleme ödenekleri, yıl içindeki ek bütçeler ve zirai don yardımlarıyla birlikte 158 milyar 548 milyon TL seviyesine ulaşarak harcanmıştır.” değerlendirmesi yapıldı.

“Üretimi artırmadan gıda enflasyonunu düşürmek mümkün değildir”

Gıda fiyatlarındaki kronik tırmanışın kalıcı olarak önlenmesi için üretim odaklı çözümlerin hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanan değerlendirmede, şu çözüm önerilerinde bulunuldu:

“Tarımsal üretim alanları genişletilmeli, atıl araziler üretime kazandırılmalı, yasal zorunluluk olan yüzde 1'lik destek bütçesi eksiksiz uygulanarak çiftçinin girdi maliyetleri düşürülmeli ve tarımsal destekler artırılmalıdır. Gıda üretimini artırmadan gıda enflasyonunu kalıcı biçimde düşürmek mümkün değildir.”

“Adil ve eşitlikçi infaz düzenlemesi daha fazla geciktirilmemelidir”

Türkiye’deki mevcut infaz hukukunun parçalı ve dönemsel düzenlemeler nedeniyle adalet duygusunu zedelediğine dikkat çekilen açıklamada, “Suç ve ceza aynı olduğu hâlde suç tarihi, geçici düzenlemeler veya farklı infaz rejimleri nedeniyle ortaya çıkan eşitsizlikler, adalet duygusunu zedelemekte ve ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. İnfaz hukukunda artık geçici, istisnai ve belirli kesimlere özgü düzenlemeler yerine kapsamlı bir reforma ihtiyaç vardır. Adli, siyasi veya başka kategoriler üzerinden ayrım yapılmaksızın; objektif ve genel kriterlerin uygulandığı, eşitlik ve hukuk güvenliğini esas alan tek ve bütüncül bir infaz sistemi oluşturulmalıdır.” denildi.

“Adil ve bütüncül bir infaz sistemi bir an önce hayata geçirilmelidir”

Sürekli ertelenen reform adımlarının artık bir zorunluluk hâline geldiği belirtilen değerlendirmede, “İnfazın amacı yalnızca hükümlünün cezaevinde geçireceği süreyi belirlemek de değildir. Eğitim, meslek edinme, psikososyal destek ve topluma yeniden uyum mekanizmaları güçlendirilerek infazın ıslah ve rehabilitasyon yönü etkin hâle getirilmelidir. Uzun süredir gündemde olmasına rağmen sürekli ertelenen kapsamlı infaz reformu daha fazla geciktirilmemelidir. Bu bağlamda infazda ayrımcılığa ve parçalı düzenlemelere son verilmeli; adalet, eşitlik, öngörülebilirlik ve rehabilitasyon esaslarına dayanan tek, adil ve bütüncül bir infaz sistemi bir an önce hayata geçirilmelidir.” ifadelerinde bulunuldu.

“Özel hastane ücretlerinde vatandaş mağdur edilmemelidir”

Özel hastanelerin mevzuata aykırı şekilde fahiş ücret talep etmesi ve gereksiz tetkiklerle vatandaşı mağdur etmesinin önüne geçilmesi gerektiği belirtilen değerlendirmede, “Özel hastaneler, kamu hastanelerindeki randevu ve yoğunluk sorunları nedeniyle vatandaşlar tarafından tercih edilebilmektedir. Ancak sağlık hizmetine duyulan ihtiyaç, vatandaşın yüksek ve haksız ücretlerle karşılaşmasına neden olmamalıdır. Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında özel hastanelerde uygulanabilecek ilave ücretlere ilişkin sınırlar belirlenmektedir. Mevzuat kapsamında ilave ücret alınmayacak acil sağlık hizmetleri, yoğun bakım ve yenidoğana verilen sağlık hizmetleri bulunmaktadır. Buna rağmen bazı özel hastanelerde bu kurallara aykırı şekilde ücret talep edildiği, belirlenen sınırların üzerinde ücret istendiği ve ihtiyaç olmadığı hâlde MR, tomografi ve çeşitli tahlillerin yapıldığı yönünde vatandaştan ciddi şikâyetler gelmektedir.” denildi.

“Özel hastanelerin ücretlendirme uygulamaları daha etkin denetlenmelidir

Değerlendirmenin devamında denetimlerin artırılması, fazla ücretlerin iade edilmesi ve e-Nabız üzerinden de şeffaflık sağlanması çağrısında bulunuldu:

“Özel hastane tedavi ücretleri güncel ekonomik koşullara göre düzenli olarak güncellenmeli ve özel hastanelerin ücretlendirme uygulamaları daha etkin denetlenmelidir. Mevzuata aykırı şekilde alınan fazla ücretlerin vatandaşa iade edilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca yapılan işlemler ve vatandaşın ödeyeceği ücretler e-Nabız üzerinden açıkça görülebilir hâle getirilmeli, bilgi eksikliğinden kaynaklanan mağduriyetlerin önüne geçilmelidir. En önemlisi ise vatandaşları özel hastanelere mecbur bırakmamak için devlet hastanelerinin altyapı ve hizmet kapasitesi güçlendirilmelidir.”

“Doğumlar cerrahiye mahkûm edilmemelidir”

Türkiye’deki sezaryen doğum oranlarının dünya ortalamasının çok üzerinde olmasının kadın sağlığını, aile yapısını ve ülkenin nüfus geleceğini tehdit ettiği vurgulanan değerlendirmede, “Türkiye’de sezaryen oranlarının dünya ve OECD ortalamalarının çok üzerinde olması, artık sıradan bir sağlık istatistiği olarak görülemez. Bu tablo, kadın sağlığını, aile yapısını ve ülkemizin nüfus yapısını ve dolayısıyla geleceğini doğrudan ilgilendiren ciddi bir meseledir. Sezaryen, tıbbi zorunluluk hâlinde hayat kurtaran bir cerrahi müdahaledir. Ancak gerekli olmadığı hâlde doğumun rutin bir uygulaması hâline getirilmemelidir. Cerrahi müdahalenin beraberinde getirdiği riskler ve sonraki gebeliklerde ortaya çıkabilecek komplikasyonlar, bu meselenin ciddiyetle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.” çağrısı yapıldı.

“Sezaryene gereksiz yönlendirmelerin önüne geçilmelidir”

Nüfus artışını teşvik eden politikaların, doğum sürecindeki yapısal sorunları çözmeden başarıya ulaşamayacağının altı çizilen değerlendirmede, “Ailelerin daha fazla çocuk sahibi olmasını destekleyenler, kadınların doğum sürecini zorlaştıran sorunları da görmezden gelemezler. Hamile kadınlarda ortaya çıkan doğum korkusu; ameliyatla değil, bilgi ve destekle giderilmeye çalışılmalı, doğumhaneler gebe kadınların kâbusu hâline gelmekten çıkmalı, mahremiyetin korunabildiği, güvenle doğum yapılabilecek bir ortam oluşturulmalıdır. Kamu ve özel hastanelerde sezaryen uygulamaları tıbbi gereklilik açısından etkin biçimde denetlenmeli, sezaryene gereksiz yönlendirmelerin önüne geçilmelidir.” çağrısında bulunuldu.

“İşgal rejimi insan kaçırma haydutluğuna başladı”

Siyonist terör rejiminin Gazze'de soykırım suçu işlemeye ve Filistin halkını topraklarından sürmeye acımasızca devam ettiğine, hiçbir hukuki ve insani kuralı tanımadığına dikkat çekilen dış gündem değerlendirmesinde; işgalin sahada ve masada yeni kirli stratejilerle derinleştirildiği ifade edilerek, “Siyonist terör rejimi, Gazze’de soykırım suçu işlemeye devam etmekte ve Filistin halkını topraklarından sürme planını en acımasız biçimde sürdürmektedir. İşgal rejimi, 10 Ekim 2025’ten bu yana ilan edilen sözde ateşkese hiçbir şekilde uymadığı gibi, şimdi de bölgeye sözde özel birlikler sevk ederek alçakça insan kaçırma haydutluğuna başlamıştır.” denildi.

“Filistin’e ait izler silinmek istenmektedir”

Siyonist işgal rejiminin Gazze ve Batı Şeria’daki sistematik yıkımlarına ve sözde “Barış Kurulu” adına görevlendirilen Tony Blair üzerinden yürütülen “Filistin ismini silme” diplomatik oyunlarına da sert tepki gösterilen değerlendirmenin devamında, “İşgal altındaki Batı Şeria’da ise Filistinlilere ait artık neredeyse tüm yerleşim yerlerinin gasp edilerek yıkıma mahkûm edilmesi, coğrafyadan Filistin’e ait tüm izleri silmeyi hedefleyen sistematik işgal stratejisini gözler önüne sermektedir. Bu kirli planın diplomatik ayağı sözde ‘Barış Kurulu’ adına görevlendirilen Tony Blair’in skandal talebiyle ifşa olmuştur. Blair’in, Filistin Yönetimi’nden ders kitaplarındaki ‘Filistin’ ifadesini silerek yerine ‘Samiriye’ yazılmasını istemesi, Filistin’i masada ve zihinlerde yok etme girişiminin belgesidir. Sözde barış için kurulan bu yapı, siyonist terör rejiminin mülksüzleştirme ajandasına resmen hizmet etmektedir.” denilerek yürütülen bu komploya ve kirli stratejilere dikkat çekildi.

“Bölge ülkeleri artık bu derin gafletten uyanmalı”

Uluslararası toplumun ve bölge ülkelerinin siyonist terör rejiminin işgaline karşı sergilediği pasif tutumun eleştirildiği değerlendirmede, siyonist işgal rejimine karşı ise net bir tavırın alınması çağrısında bulunuldu:

“Bu gerçek karşısında net ve mutlak bir israil karşıtı tavır almak yerine, ‘iki devletli çözüm’ söylemleriyle kendilerini avutan bölge ülkeleri artık bu derin gafletten uyanmalı, bu içi boş vaatlerin siyonist rejime tüm Filistin topraklarını yutması için zaman kazandıran bir tuzak olduğunu görmelidir.”

“Hiçbir plan Filistin'in hakikatini ortadan kaldıramayacaktır”

Siyonist planlara boyun eğilmemesi çağrısı yapılan değerlendirmede, “Masada barış makyajı yapıp sahada soykırımı derinleştirenlerin yalanlarına asla teslim olunmamalıdır. Ne ilhak dayatmalarına ne de coğrafi simge oyunlarına geçit verilmelidir. Bilinmelidir ki hiçbir plan Filistin’in tarihî ve hukuki hakikatini ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.” ifadeleri kullanıldı.

“İddialara açıklık getirilmelidir”

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Türkiye dahil bölge ülkelerinin “İran'a bedel ödetmede ABD'ye yardım ettiği” yönündeki açıklamalarına da değinilen değerlendirmenin sonunda, adı geçen tüm ülkelerin iddialara derhâl açıklık getirmesi ve emperyalist politikalara karşı ortak bir duruş sergilemesi çağrısı yapıldı:

“ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Türkiye, Azerbaycan, Katar ve Suudi Arabistan’a ilişkin yaptığı, ‘Kamuoyu önünde açıklamak istemeseler de İran’a bedel ödetmede bize yardımcı oluyorlar.’ şeklindeki açıklamaları son derece manidardır. Bu söylemlerin, ABD’nin kendi haydutluğuna ve bölgeyi ateşe atan politikalarına, bölge ülkelerini de dâhil etme ve yeni kirli planlarına zemin hazırlama yönündeki beyhude çabasından ibaret olduğunu ümit ediyoruz. Bölge devletleri unutmamalıdır ki ABD yarın bu coğrafyadan çekilip gidecek, ancak bu ülkeler komşu olarak kalmaya devam edecektir. Geleceğini Washington’ın ipoteğine veren politikalar yerine, uzun vadeli bölgesel huzur ve istikrar esas alınmalıdır. Bu noktada Mekke İttifakı ve bölgesel işbirliği mekanizmaları, ABD’nin emperyalist politikalarına ve siyonist rejimin yayılmacı projelerine karşı bölge ülkeleri ile işbirliğini esas almalıdır. Söz konusu açıklamalarda adı geçen tüm ülkeler tarafından iddialara açıklık getirilmelidir. Hiç kimsenin bölge ülkelerini kendi kirli senaryolarına figüran yapamayacağı ilan edilmelidir.”

Kaynak :
İLKHA

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: